video

Kadın Özgürlüğü, Dil ve Tarih: ‘M’ Harfinin Sembolizmi Üzerinden Anaerkil Komünaliteden Kastik Katil Sistemine Bir Analiz

Delil Zilan

Bu analiz Delil Zilan tarafında yazılmıştır. Özelikle çağımızın filozofu Reber Abdullah Öcalan’ın kitaplarından ve yazar Yıldız Cıbıroğlu’nun kitaplarına dayanarak bu analiz yazısı hazırlanmıştır.

 

 

Bu makale, Reber Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğüne dair tezleri ile Yıldız Cıbıroğlu’nun “M” harfine ilişkin dilbilimsel ve kültürel analizlerini karşılaştırmalı olarak incelemeyi ve yorumlamayı amaçlamaktadır. Her iki düşünür de insanlık tarihindeki en büyük kırılmanın, yani anaerkil toplumdan ataerkil (erkek egemen) topluma geçişin, kadının toplumsal konumunu köleliğe indirgediği konusunda hemfikirdirler. Cıbıroğlu, bu tarihsel gerçekliğin dilin ve seslerin en derin katmanlarında, özellikle de “M” sesinin kutsallığında kodlandığını gösterirken, Reber Abdullah Öcalan, bu çöküşün sosyolojik temellerini ve modern çözüm yollarını “Toplumsal Doğanın Oluşumu ve Kadının Rolü” başlığı altında detaylandırarak, bu durumu “Kastik Katil” sisteminin doğuşu olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu çalışma, kadının kurucu rolünün sembolik izlerini ve bu rolün tahrip edilmesinin tarihsel sosyolojisini ortaya koymayı hedeflemektedir.

 

  1. Anaerkil Dönem ve ‘M’nin Evrensel Kodu

 

Yıldız Cıbıroğlu’nun kapsamlı araştırmasına göre, “M” harf sesi, anaerkil çağla en çok yaşamsal bağı olan ve harf sesleri içinde en görkemli olanıdır. Bu ses, dilin ve kültürün kurucu öğesi olan Tanrı-ana’nın, yani görkemli ve zekâ dolu kadının kimliğiyle özdeşleşmiştir. “M” sesi, Tanrı-anaların başlattıkları yaşamsal önemdeki etkinliklerden doğan sözcüklere attıkları bir imza niteliğindedir.

 

Anaerkil çağda kadın, üretimin başlatıcısı ve tek yetkili kişisiydi. Kadınlar toprağa değer kazandıran, sebzeleri yetiştirmenin gerekliliğini kavrayan, ilk üretici, ilk tarımcı ve ilk hayvancıdır. Reber Abdullah Öcalan da bu tespiti destekleyerek, toplumsal doğanın kadın etrafında geliştiğini ve kadın merkezli toplumsallaşmanın Sümer toplumuna kadar egemen bir kültür olduğunu belirtir. Kadın, bitki tohumları etrafında toplumsallığı oluştururken, erkek avlanmayı (öldürmeyi) esas almıştır.

 

Cıbıroğlu, bu kadın merkezli yapının dile yansımasını “M” dili olarak açıklar. Kadın merkezli “M” dilini bu güçlülükte oluşturmaları, çeşitli üretim alanlarını erkeklerden önce başlatıp yönlendirmiş ve denetlemiş olmalarından kaynaklanır. “M” sesi; süt, su, deniz, bereket, büyü, bilgi ve üretmeyi yanına almıştır. Dilin asıl sahipleri “üretenler” olduğuna göre, ilk yaratıcının dişil olması nedeniyle cansız varlıklar, sözcükler, adlar, ezgiler onun karnından çıkmıştır. Kadın, ilk “ben yaptım” ve “benim” diyen kişi olarak ilk bireydir. Reber Abdullah Öcalan, bu döneme ait en çarpıcı kanıt olarak Sümerlerin baş tanrıçası Ninhursag adını gösterir; kelimenin Proto-Kürtçe’de “Dağ bölgesinin kadın tanrıçası” anlamına gelmesi, kadın merkezli toplumsallığın bu coğrafyada oluştuğunu kanıtlar.

 

Anaerkil dönemde kadının rolü sadece üretimle sınırlı değildi. Tanrı-ana, yasaları koyan, ölçen, biçen, adalet ve pay dağıtan kişiydi. Müzik, şiir, dans onun yetki alanındaydı, zira şiir büyüden doğmuş ve ilk uygulayıcıları kadınlardı. Bu kültürde cinsellik özgür ve kutsal kılınmış, sevişmeyi erkeklere öğretenler kadınlardı.

 

  1. Toplumsal Yarılma ve ‘Kastik Katil’ Sisteminin Yükselişi

 

Reber Abdullah Öcalan, toplumsal sorunsallığın başlangıcını sınıfla değil, kadın toplumsallığı etrafında gelişen bir yarılmayla açıklar. Bu, avcı kulübündeki erkek egemen grubun, ana kadın etrafında oluşan toplumsallığa saldırmasıyla başlar. Bu erkek grubu, hayvan öldüre öldüre kendilerini “Kastik Katil” haline getirir.

 

Bu Kastik Katil zihniyet, başta kadını, giderek çocukları ve elinin ulaştığı her yerde insanlığı kölelik sistemine çeker. Reber Abdullah Öcalan, erkeğin bu saldırganlığına dair somut ekonomik temeli de ortaya koyar: Erkek, kadının topladığı besinlere (artık değere) göz diker ve hem besine hem de kadına el koyarak bir taşla iki kuş vurur. Bu, aynı zamanda kadın köleliğinin kurumsallaşmasının temelini atmıştır.

 

Bu geçiş döneminin en çarpıcı örnekleri Sümer mitolojisinde görülür:

  1. Gılgamış Destanı: Kadın merkezli tapınakta kutsal evliliği yapan güçlü erkeğin ertesi gün öldürülmesi kuralı, kadının yerini erkek tanrıya bırakmak istememesinden kaynaklanır. Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışı, canını kurtarma isteğiyle ilgilidir. Gılgamış’ın kurtuluşu, kadının öldürülen erkek olmaktan çıkmasıyla vücut bulan bir erkeklik çağını başlatır.
  2. Enki’nin Çalması: Cıbıroğlu’nun da bahsettiği İnanna-Enki destanında, kurnaz tanrı Enki, İnanna’nın yüzlerce yaratım sanatına (Me’lere) el koyar ve çalar.

 

Bu tarihsel yarılma sonucunda kadın köleliğinin kurumsallaşmasıyla birlikte, kadın tapınağı Musakkafn’e (genelev/kerhane) dönüşür. Kadın, cinsel obje olarak kullanılmak ve yeni köleler doğurmak için alıkonulur. Bu dönemde kadının eve kapatılması, evliliğin de eve kapatılma anlamına gelmesiyle, kadının mutlak köleliğinin kalıbı oluşmuştur. Bu durum, günümüzdeki kadın cinayetlerinin Kastik Katil’den gelen bir kalıntı olduğunu gösterir.

 

III. Sembolik Savaş: ‘M’nin Dışlanması ve Dilin Köleleşmesi

 

Ataerkil egemenlik yerleştikçe, kadınların kurucu rolü dilde, dinde ve kültürde bilinçli olarak tahrip edilir ve tersine çevrilir.

 

  1. Dilin Köleleşmesi ve “M”nin Dışlanması:

 

Cıbıroğlu’na göre, ataerkil düşünce dizgesi üstün duruma geldiğinde, bir süre aynı imzayı (M sesini) kullanmak zorunda kalmıştır çünkü bu ses bir kültürün sesiydi. Ancak daha sonra “M” ve onun seçeneği olan “N” yerine “B” ve “P” seslerini keşfettiler. Örneğin, “M” ile başlayan kutsal seslemler “bel”e ve “bil”e dönüştü. Birçok dilde eski çağlardan kalma “M”li sözcükler daha sonra “B” ile başlamıştır; bal, bicik (meme), büyü (önceden “maya”ydı) gibi.

 

Bu linguistik değişim, kadının toplumsal statüsünün düşüşüyle paralellik gösterir:

  • Kadın dili, eskiden hâkim bir dil iken, ataerkil dönemde eksik, yaramaz, yetmez, aleyhte bir dil haline gelir.
  • Kadın da ağlamaklı konuşur ve erkeğin izni ölçüsünde sesini çıkarabilir.
  • Kadın, sanata yansıma biçimi giderek cinsel bir objeye dönüşür.

 

Erkek yazıcılar, ataerkil dönemi güçlendirmek için “yanlı(-ş)” yazmış ve kadınları geçmişteki başarılarından soyutlamış olabilirler. Örneğin, Tevrat’ın, Sümer mitolojisindeki kadın tapımlarıyla ilişkili söylenceleri alıp ataerkilleştirme amacıyla tersyüz ettiği bilim adamları tarafından gösterilmektedir. Tevrat, kadınların elinden tarihi alır, çünkü yazısız tarihi yapanlar kadınlardır ve yazılı tarihe geçildiği dönemde kadınları yok saymak çok kolaydır.

 

  1. Kutsal Bilginin Gaspı:

 

Tanrı-ana, çağının en bilgili kişisiydi; tarımı, ebelik, çömlekçilik, dokumayı, matematiği ve gökbilimi bulan ve yöneten oydu. Bu bilgi birikimi, kadın tapımlarında gizemli ve büyülü kabul edilirdi.

 

Eril tanrı, bilginin tek sahibi olmak istediği için, Tanrı-ana’nın bilgi ağacını (Elma Ağacı) yasaklar. Elma, Tanrı-ana’ya ait olduğu ve onun bilgeliğini/cinsel çekiciliğini simgelediği için lanetlenir. Bu yasaklama, eril tanrının bilgiyi paylaşmak istememesinden ve kadının iktidarını kökünden yıkma arzusundan doğar.

  1. Özgürlük Yolu: Komünalite ve Yeni Başlangıç

 

Reber Abdullah Öcalan, toplumsal sorunsallığın temelinde Kastik Katil’in yattığını belirterek, bu sorunu aşmanın kadın ekseninde gelişecek yeni bir sosyoloji ve sosyalizm ile mümkün olduğunu ileri sürer. Antikapitalist ve sosyalist olmanın temel ilkesi, bu kadın özgürlüğü ilkesini esas almaktan geçer.

 

Reber Abdullah Öcalan, çözümün komünalite ve kadın özgürlüğünden geçtiğini vurgular:

  • Toplumun aslında komünal bir olay olduğunu ve klanın ilkel komün demek olduğunu ifade eder.
  • Komünsüz özgür bir kadının olamayacağını bilinmesi gerektiğini ve her yere kadın komünleri inşa edilebileceğini belirtir.
  • Kadın, Tanrıça İnanna’nın elinden alınan değerleri yeniden kazanmak istiyorsa, bunun vazgeçilmez aracı demokratik komündür.
  • Komünal yaşamın özünün Zagroslar’da var olduğunu ve komün örgütlemenin şiir gibi bir yaşamı inşa etmek olduğunu söyler.

 

Bu yaklaşımlar, Cıbıroğlu’nun betimlediği, paylaşmacı ve eşitlikçi düşünce yapısına sahip anaerkil bitki toplumunun özellikleriyle örtüşür. Anaerkil toplumda küme halinde yaşama, çocuklara müşterek bakma ve her şeyin ortak olması, komünal yaşamın tarihsel temelini oluşturur.

 

Reber Abdullah Öcalan’ın kişisel deneyimlerinden yola çıkarak geliştirdiği “kurtuldum” tezi, erkeği öldürme eğilimini (eril sistemi tasfiye etmeyi) içeren bir akıllılık olarak görülür. “kurtuldum” demesi, kalıplaşmış kadın köleliğinden nefret etmesinin ve kadına dayatılan bu köleliği kendine yakıştırmayan kadın olgusunu savunmasının bir ifadesidir.

Sonuç olarak, Cıbıroğlu’nun dilbilimsel ve kültürel analizleri, Reber Abdullah Öcalan’ın sosyolojik tezlerine güçlü bir tarihsel ve sembolik zemin sunmaktadır. “M” harfinin temsil ettiği kadın merkezli kurucu gücün, ataerkil “Kastik Katil” sistemi tarafından sistematik olarak dil, tarih ve sosyolojiden silinme süreci, günümüzde kadın komünlerinin inşası ve kadın özgürlüğünün mutlak ilke olarak kabul edilmesiyle aşılmayı bekleyen büyük bir tarihsel sorunsallık olarak karşımızda durmaktadır. Gerçek bir uygarlık ve özgürlük arayışı, bu ilk toplumsal yarılmanın, yani eril egemenliğin yarattığı ‘çöplük’ karakterinden arınarak, kadının kurucu komünalitesine dönme zorunluluğunu işaret etmektedir.

 

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button